Ergenlik

Ergen çiftlerde romantik aşk sorunu

Toplum bu alanda gelişip daha özgür ve daha açık hale gelmesine rağmen, günümüzde genç çiftlerde romantik aşk hala çok mevcuttur.

Aşkın vizyonu, yaşanmış deneyimlere, yakın çevrenin ilettiği mesajlara ve kültürün özelliklerine dayanarak zamanla oluşur. Bu nedenle, bugün birçok genç, belirli geleneksel aşk ideallerini benimsiyor ve onları zehirli ilişkiler sürdürmeye yönlendiriyor.

“Sevgiye sınır koymak, duygulara sınır koymak anlamına gelmez.”

-Walter Kahkaha-

Bununla ilgili mitler

Yıllar geçtikçe, romantik aşk hakkında çeşitli efsaneler gelişti. Birçoğu orta çağa aittir, ancak bugüne kadar medya, filmler, kitaplar vb. Aracılığıyla sürdürülmüştür. Bu efsanelerden bazıları:

  • Sevgi ve istismarın uyumu efsanesi: Bir ilişkideki tartışmaların ve şiddetin normal olduğuna inanmak. Klasik sözle çok yakından ilgilidir: “İyi seven, cezalandırır”.
  • Kıskançlık Efsanesi: Kıskançlığın sevginin temel bir parçası, gerçek aşkın bir işareti olduğuna inanmak.
  • Hassas prenses ve cesur prens efsanesi: Geleneksel masallar, nazik ve narin bir prensesi kurtaran ve fetheden cesur bir prensin hikayesini anlatır. Böylelikle erkeğin kahraman, kadının ise kendi ayakları üzerinde duramayan çaresiz bir insan imajı aşılanmış olur.
  • Aşk için değişim efsanesi: saldırgan ve şiddetli bir kişinin ilişkide olma şeklini değiştireceğine dair inanç. Bu ideal, özellikle kızların, eşlerinden bazı tahammül edilemez davranışlar sergilemelerine yol açar, çünkü onlar değişmeden önce sadece bir zaman meselesi olduğunu düşünürler.
  • Hayatta tek bir aşk olduğu efsanesi: Hayatta kaymasına izin verilemeyecek tek bir aşk olduğu fikri.
  • Yarım veya ruh eşi efsanesi: Herkesin kendilerini tamamlayacak bir kişiye sahip olduğu inancı. Bu yüzden hayatımız boyunca mükemmel partneri bulmaya çalışırız.

Genç çiftlerde romantik aşk sorunu

Geleneksel aşk idealleri ve mitleri, eşitsiz ve sağlıksız çiftlerin oluşumuna katkıda bulunur. Özellikle ergenlik döneminde tehlikelidir, çünkü ilk aşk ilişkileri ve deneyimleri yaratılır. Bu ilişkiler, genellikle sevgi fikrini çaba, acı ve acı ile ilişkilendiren sosyal ve kültürel etkiler tarafından belirlenir.

Tüm bunlar, toksik davranışı belirlemekte ve dolayısıyla uygunsuz davranışları tolere etmekte güçlük çekebilecekleri için, gençleri istismarcı ve toplumsal cinsiyet şiddeti mağduru olmaya yatkın hale getirir.

Ancak ergenlerde cinsiyete dayalı şiddete yol açabilecek başka risk faktörleri de vardır:

  • Aile içi şiddet deneyimleri.
  • Partneriyle şiddetli ilişkileri olan arkadaşlara sahip olmak.
  • Hem kurbanın hem de istismarcının özgüveninin düşük olması.
  • Çok az sosyal beceriye ve tacizciden düşük empati seviyesine sahip olun.

Bu anlamda, ilk aşk deneyimlerinin gelecekteki ilişkilerin gelişmesi için temel olduğu unutulmamalıdır. Bu nedenle, ergenlerin eşleri ile sahip olabileceği uygunsuz davranışlara karşı uyanık olmalı, onları düzeltmeli ve sağlıklı ve dengeli ilişkiler kurmalarına yardımcı olmalıyız.

“Acı çekmek sevgiye değil, bir partnerin takıntı, yıpranma ve yıpranmasına veya sağlıksız bağlılığına bağlıdır (ki bu aşk değildir!).”

-Silvia Congost-

Biçimsel düşüncenin ve ergenliğin gelişimi Biçimsel düşünce, ergenlik döneminde gerçekleşen ve yaşamın geri kalanını etkileyen bir bilişsel gelişim aşamasıdır.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu